|
|
October 22
En kaliteli insan etrafına faydası olan kişidir.
İnsanlar helak olur,ancak BİLENLER kurtulur. 
Bilenlerde helak olur,ancakBİLDİKLERİNİYAŞAYANLAR kurtulur.
Bildiklerini yaşayanlarda helak olur ancak,İHLASLI olanlar kurtulur.
İhlaslı Olanlarda her an onu kaybetme tehlikesiye karşı karşıya kalır. 
Nasıl yaşadığını bilen nasıl yaşayacagını bilir...
ilim sahibi asla azledilemez(görevinden alınamaz) imam gazali
İnsanın hayata bakışı
Dünya görüşü ve davranışlarının tümü İNANCI ile alakalıdır...  September 22
Alıntı
EşiNiZiN HuRiNiZ OLMaSıNı İsTeR MiSiNiZ ?
 سْــــــــــــــــــــــمِ اﷲِارَّحْمَنِ ارَّحِيم
O cennetlerde gözleri eşlerinden başkasını görmeyen, tatlı bakışlı öyle güzeller vardır ki, daha önce cin ve ins'ten hiç kimse kendilerine dokunmamıştır. Rahman Sur. 56
Yanlarında, kocalarından başkasının yüzüne bakmayan, yumuşak bakışlı, güzel gözlü, gün yüzü görmemiş yumurtanın pembe beyaz renginde eşleri de olacak. Saffat sur. 48-49
Onların beraberinde, gözleri kocalarından başkasını görmeyen yumuşak bakışlı, aynı yaşta güzeller vardır. Sad 52
Gerçekten biz hûrileri apayrı biçimde yeni yarattık. Onları, bâkireler kıldık. Eşlerine düşkün ve yaşıt. Vakıa Sur 35-36-37
gözleri eşlerinden başkasını görmeyen kocalarından başkasının yüzüne bakmayan kocalarından başkasını görmeyen daha önce cin ve ins'ten hiç kimse kendilerine dokunmamıştır
Eşlerine Düşkün
Hiç düşündünüz mü RABBiM cennet hurilerini anlatırken ısrarla neden hep bu cümleleri kullanıyor.. sadece eşlerine has, gözleri sadece eşlerine bakan, sevgileri sadece eşlerine olan, eşlerinden başkasının kendilerine ne bakabildiği ne dokunabildiği ne de sevebildiği; göz nuru gönül süruru huriler eşler...
Düşünün bir; sevdiğinizi düşünün, bu dünyada size eş olan hanımlarınızı düşünün.. bu dünyada size eş olan kocalarınızı düşünün.. evlerinizi düşünün.. sevginizi düşünün.. nasıl bir sevgiyle sevildiğinizi düşünün..
istemez misiniz eşinizin gözü sizden başkası kimseyi görmesin.. istemez misiniz eşinizin bütün sevgisi son zerresine kadar size ait olsun.. istemez misiniz sevginiz size hem bu dünyada hem ahirette cenneti yaşatsın.. istemez misiniz eşiniz gözünüzün nuru gönlünüzün en güzel süruru olsun.. istemez misiniz eğlenceniz; eviniz eşiniz çocuklarınız olsun..
istemez misiniz dostlar RABBiMiN sizlere en güzel hediye olarak verdiği eşlerinizi hep en güzel bir hediye en güzel bir emanet olarak görmeyi, korumayı, sevmeyi ve bu sevgiyle dünyadaki cenneti yaşayıp bu cennetle ahiretteki cennette koşmayı ve cennette eşlerinizin hurilerden daha güzel bir şekilde yine size eş olarak verilemesini...
şimdi daha iyi anlıyorum RABBiMiN hurileri anlatırken ısrarla bu kelimeleri kullanmasını
gözleri eşlerinden başkasını görmeyen kocalarından başkasının yüzüne bakmayan kocalarından başkasını görmeyen daha önce cin ve ins'ten hiç kimse kendilerine dokunmamıştır
Eşlerine Düşkün
Eşinizin sadece sizi sevmesi Sadece size ait olması Size en güzel güveni vermesi Size verdiği sözü en güzeliyle tutması kadar insana huzur veren bir şey var mı şu dünyada..
Eşiniz sadece sizin eşiniz... Sevgisi sadece size
işte sizin huriniz.. işte sizin cennetiniz işte sizin eşinizi ama sadece sizin.. Kimsenin değil sadece sizin...
Ve eşinize sözünüz ve onun size sözü işte size sadece dünyada ki değil ahirette ki cennetti de bulduracak sözünüz Eşinize hitaben ve ondan size hitaben
RABBiMDEN başkasına kul RASULUNDEN başkasına ümmet SENDEN başkasına eş olmıcam
RABBiM tüm mü'min ve mü'minlere sadece eşlerine eş olmayı sevgilerini sadece eşlerine ve RABLERiNE hasretmeyi ve bu sevgiyle hem bu dünyada hem de ahirette cenneti yaşamayı nasip etsin
AMiN AMiN AMiN
RABBiME emanetsiniz bu canda can olan dostlar RABBiMiN iman edenlere vaadi olan cennette buluşmak dua ve yakarışıyla..
April 22  
Soru: Rasûl-ü Ekrem (sallallahu aleyhi ve sellem) Efendimiz’in “Benim gözlerim uyusa da kalbim uyumaz!” sözünü nasıl anlamalıyız?
Cevap: Hazreti Âişe validemiz, İnsanlığın İfthar Tablosu’nun (aleyhi ekmelüttehâyâ) gece ibadetini nazara verirken, bir keresinde kendisine “Yâ Rasûlallah! Vitr’i kılmadan mı uyuyorsunuz?” diye sorduğunu ve Allah Rasûlü’nün “Yâ Âişe! Şüphesiz benim gözlerim uyur, fakat kalbim uyumaz!” buyurduğunu söylemiştir.
Gece İbadeti ve Vitir Namazı
Hazreti Sâdık u Masdûk Efendimiz’in “Kalbim uyumaz” deyişine sebep olan soru (sebeb-i vürud) nazar-ı itibara alındığında, Allah Rasûlü’nün, bu sözü biraz istirahat ettikten sonra kalkıp teheccüd ve vitir namazını kılmak üzere müteyakkız bir surette yattığını ifade sadedinde söylediği anlaşılacaktır.
Bir hadis-i şerifte, “Gecenin sonunda uyanamayacağından korkan,
gecenin evvelinde vitri eda etsin, sonra yatsın!
Gece kalkabilen ise vitri o zaman kılsın!
Çünkü gecenin âhirindeki kıyamda rahmet melekleri hazır olur.” buyurulmuştur.
Bir başka nebevî sözde de, “En son kıldığınız namaz vitir namazı olsun.” denilmiştir.
Bu itibarla, gece uyanabilecek kimselerin vitir namazını tehir etmeleri daha faziletlidir. Ayrıca, teheccüde kalkma hususunda zorlayıcı bir sâik olması için vitri sonraya bırakmak ve vâcibi eda etmek maksadıyla mecburen uyanınca birkaç rek’at nafile namaz kılmaya gayret göstermek gece ibadetini itiyad haline getirebilme yolunda mühim bir vesiledir.
İşte, Hikmetin Lisan-ı Fasîhi (sallallahu aleyhi ve sellem) Efendimiz’in, kalbinin her zaman uyanık olduğunu beyan edişi münasebetiyle en evvel akla gelmesi gereken hususlar;
kendisi için -normal şartlarda- gece ibadetine kalkamama gibi bir endişenin söz konusu olmadığı,
biraz istirahat etmek üzere gözlerini yumsa da mübarek gönlünün namaz heyecanıyla hep tetikte bulunduğu ve salât-ı vitri umumiyetle teheccüdden sonraya bıraktığıdır
Kesintisiz Huzur ve Dâimî Yakaza
Rehber-i Ekmel (aleyhi elfü elfi salâtin ve selâm) Efendimiz’in
hayatına genel olarak bakıldığında ise; “Kalbim uyumaz” beyanından, O’nun hususî donanımına,
özel konumuna ve kendi seviyesine has bir maiyyete mazhar kılındığını istinbat etmek lazımdır. Evet, Cenâb-ı Hak,
Hazreti Rûh-u Seyyid’il-Enâm’a öyle bir tabiat vermiştir ki,
O her an, hatta gözlerini kapayıp dinlendiği zamanlarda dahi Rabbin huzurunda duruyor gibidir ve gönül ufkunda o huzurun âdâbına hep riâyet etmektedir.
Aslında, ümmet-i Muhammed’den (aleyhissalâtü vesselam) bazıları,
Cenâb-ı Hak ile münasebetleri bir an kesilse mahvolacaklarına inanmış; ne zaman O’nunla irtibatlarının azıcık perdelendiğini hissetseler ve muvakkat bir bulutlanmaya maruz kalsalar neredeyse kalbleri duracakmışçasına korkmuşlardır.
Bir ömür boyu, her zaman O’nu görüyor ya da en azından O’nun tarafından görülüyor olma şuuruyla yaşamışlardır. Çıraklarının dahi gafletten bu derece uzak kaldıkları hesap edilirse, Sultanlar Sultanı’nın gözlerini yumduğu zamanlarda bile asla gaflete dalmayacağı daha iyi anlaşılacaktır.
Evet, Allah Rasûlü çok farklı bir maiyyete mazhar idi ve çok farklı bir “maallah” hakikatini temsil ediyordu. Dolayısıyla O,
cismanîyet itibarıyla uyurken bile gönlüyle her zaman uyanıktı. Tasavvuftaki ifadesiyle “yakaza” O’nun daîmî haliydi.
Lügat itibarıyla uyanıklık demek olan yakaza;
ıstılah açısından, Hakk’ın emir ve yasakları karşısında uyanık, titiz ve duyarlı olmak; değişik makam ve mertebelerin bazı vâridlerine karşı her zaman fikrî ve ruhî istikameti muhafaza etmek,
iltibaslara düşmemek ve hep basiret üzere bulunarak kulluk âdâbını korumak manalarına gelmektedir.
Gönlün yakazası ise, Hakk’ın her an, kullarının her hâline nigehbân bulunduğunun şuuruyla, his, idrak, irade ve kalb ile O’na tahsis-i nazar ederek ve hep ilahî huzurun edeplerini gözeterek yaşamaktır.
Evet, sürekli Hakk’ın dergahına müteveccih bulunmak ve “O her an beni gördüğüne göre, ben de her zaman temkinli olmalıyım” mülâhazasıyla O’ndan gelecek vâridatı beklemek müteyakkız bir kulun
devamlı hâlidir ve böyle bir hak yolcusu ömür boyu Cenâb-ı Hakk’ın riayet ve inâyeti altındadır. Bu mansıbın
en büyük kahramanı Hazreti Sultanu’l-müteyakkızîn, “Benim gözlerim uyur kalbim uyumaz” beyanıyla işte böyle bir yakaza-i dâimîye işaret buyurmuştur.
Gönül Uyanıklığı Esastır
Ferîd-i Kevn ü Zaman (aleyhissalatü vesselam) Efendimiz’in dâimî bir yakaza içinde bulunması, mükellefiyeti açısından da O’nun tavırlarına aksetmiştir. Allah Rasûlü’nün kalbi daima uyanık bulunduğundan -sadece kendisine has bir keyfiyet olarak- uykudan kalktıktan sonra hemen namaza durduğu vâkîdir.
Hazreti İbn Abbas (radıyallahu anh) Rasûl-ü Ekrem’in yanında namaz kıldığı bir geceyi anlatırken “Namazını bitirince yana yaslandı ve uyudu. Hatta nefes alış verişleri uykuda olduğunu belli edecek şekildeydi. Bir müddet sonra Bilâl (radıyallahu anh) gelerek sabah namazı vaktini haber verdi. Bunun üzerine, Allah Rasûlü mescide çıkarak namazını kıldı; fakat abdest almadı.” demiştir. Demek ki, Fahr-i Kâinât Efendimiz’in mübarek kalbi, uyku da dahil her zaman abdestinden emin olacak ve abdestinin bozulup bozulmadığını bilecek kadar hüşyardır.
Diğer taraftan, insanın uyuması ya da uyanıklığı illa gözlerinin açık ya da kapalı olmasına bağlanmamalıdır. Gözü açık olup da gönlü uyuyan bir sürü insan vardır. Gözlerinin mevcudiyetine rağmen göremeyen, kulakları olduğu halde işitemeyen ve maddî bir kalb taşısa da hakikatleri anlayamayan pek çok kimse bulunduğunu Kur’an-ı Kerim ifade etmektedir.
Aslında, hakiki görme mahalli kalbdir. Kalb gözünün açıklığı da diyebileceğimiz basîret sayesinde insan, ilâhî tecellîlerle nurlanıp Zât-ı Ulûhiyetin ünsiyeti ziyâsıyla sürmelenmiş bir idrâke sahip olur. Bu idrak ile de o, delil ve şâhide ihtiyaç duymadan eşyânın perde arkası sırlarıyla halvete erer ve aklın şaşkın şaşkın dolaştığı yerlerde gider hakikatler hakikatine ulaşır.
Bundan dolayıdır ki, sıradan insanlar açısından gaflet vakti sayılan uyku zamanı bile İnsanlığın İftihar Tablosu için metafizik dünyalara açılma rıhtımı olmuştur. Çünkü O’nun hayali hep dupduru, rüyaları da sahihti. O, gözleri kapalı olduğunda dahi basiretiyle görülmezleri görüyor, hadiseleri süzüyor ve her şeyi değerlendiriyordu. Hatta maiyyetinin derinleştiği ve tamamen dünyaya kapandığı anlar, O’nun duymasının, görmesinin, idrak etmesinin ve değerlendirmesinin en keskin olduğu zamanlar sayılırdı. Mâsivâdan tamamen alâkasını kestiği o türlü hallerde vahiy geldiği çok olurdu. Allah Rasûlü, o halde iken, inzal olunan ayetlerin tek kelimesini bile zayi etmiyor; bazen bir cüz kadar yekûn tutan âyât-ü beyyinâtı bir anda kelimesi kelimesine hafızasına yerleştiriyordu. Oysa ki, o esnada kendisine dokunulsa farkına varamayacak kadar dışa karşı kapalı oluyordu; fakat, şuuru fevkalâde uyanıktı.
Bu itibarla, Rasûl-ü Ekrem (sallallahu aleyhi ve sellem) Efendimiz’in gözleri uyusa da kalbi hiç uyumazdı; belki zahirî ve cismanî ihsaslarının (dış duyu organlarının) muvakkaten işlemediği anlar olurdu, fakat, ihtisasları (havâss-ı bâtınenin, yani iç idrak latifelerinin duyuşları) her zaman faaldi.
Gönlümü dua etme ihtiyaç ve iştiyakıyla donatan Rabb-i Rahim’e kendisine yapılan münacâtların harfleri adedince hamd ü senâ ediyor, tazarru ve niyaz âdâbını talim buyuran Rehber-i Ekmel Efendimiz’e, mübarek hanesinin seçkin fertlerine ve Ashab-ı güzînine ağzı dualı kulların nefesleri sayısınca salât ü selam gönderiyor; Şefkat Peygamberi’nin hak nezdindeki kıymetini şefaatçi edinen bir merhamet dilencisi olarak bir kere daha Cevâd ü Kerîm’in dergahına el açıyorum:
Allahım nice ümit ve emellerimi gerçekleştirdin, onca beklenti ve taleplerime cevap verdin.. beni kaç kere sevdiğin ve hoşnut olduğun işlere muvaffak eyledin.. hastalıklarıma şifa lutfettin.. ve bendeni hasımlarının ellerine ve dillerine düşürmedin. Ey bu lütf u ihsanlarda bulunmasa bile, Zatı itibarıyla bütün hamd ve senâlar hakkı olan Meşkûr u Mahmud, şükürler olsun Sana.
Allahım, i’tikad, söz ve amel bakımından şanına lâyık olmayan her türlü kusurdan Zatını yüce tutma ve Sana layık olan sıfatları da isbat etme adına dile getirilen sözlerin en güzelleriyle, renk renk, desen desen tesbîh ü takdîs ifadeleriyle Seni anmak istiyorum. Sırf Senin hoşnutluğunu gözeterek ve rızana ermiş bir kul olma ümidi besleyerek Seni tesbîh ü takdîs etmeyi arzuluyorum. Bu talebimi gerçekleştirmeyi nasip eyle Allahım, beni bu devletten mahrum kılma, rahmetine açılan ellerimi boş koyma. Bendeni, hatalarını itiraf edip pişmanlıkla kıvranan, herhangi bir inhiraftan sonra yeniden toparlanıp dergahına yönelen, büyük-küçük her gaflet karşısında himmet kanatlarını açıp Senin inâyetine sığınan “tevvâbîn” unvanlı kullarının arasına kat. Bu perişan kulunu bilhassa seher vakitlerinde istiğfara sarılarak Senin mağfiretini dileyen Hak erlerinin safına dahil et; beni günahlardan, ayıplardan, isyanlardan, kusurlardan ve hakka muhalefet etme tehlikelerinden arındır.
Ey kendisinden istekte bulunulanların en cömerdi ve ey talepleri yerine getirenlerin en hayırlısı Yüce Rabbim!.. Bilerek ya da bilmeyerek işlediğim günahlardan dolayı beni yarlığamanı ve hususi himayene, ilahî riâyetine almanı diliyorum. Sana karşı her an kulluk şuuruyla yaşayabilmenin kapısını ve ihsan sırrını benim için aç; beni peygamberlerin, sıddîkların, şehitlerin ve sâir sâlih kulların yoluna hidayet eyle.
Efendiler Efendisi’ne, O’nun nezih aile fertlerine ve seçkin arkadaşlarına salât ü selam ederek bunları Senden dileniyorum, Rabbim!
January 07 Allah'a hamd-ü senâ ederiz. O'na döneriz. Nefislerimizin fenalıklarından ve kötü amellerimizden O'na sığınırız. Allah'ın hidâyet ettiğini, kimse doğru yoldan çıkaramaz. Allah'ın şaşırttığını kimse yola koyamaz. Şehâdet ederim ki Tanrı yoktur, sadece Allah vardır! Bir'dir, eşi ve benzeri yoktur. Yine şehâdet ederim ki Muhammed, O'nun kulu ve Rasûlüdür. Ey Allah'ın kulları !.. Allah'tan korkmanızı ve O'na itaat etmenizi vasiyet ederim. Ey İnsanlar!... Sözlerimi iyi dinleyiniz... Çünkü bu seneden bonra bir daha sizinle burada tekrar buluşup buluşamayacağımı bilmiyorum.. Ey İnsanlar!.. Bugünün ne günü olduğunu biliyor musunuz? Burası, Belde-i Haram'dır.(Mekke'dir) Bugününüz nasıl mukaddes bir gün, bu ayınız nasıl mukaddes bir ay, bu şehriniz nasıl mukaddes bir şehir ise, biliniz ki canılarınız, mallarınız, ırzlarınız da; bu mukaddes gün, bu mukaddes ay, bu mukaddes şehir gibi yek diğerinize karşı mukaddestir. Bunlara tecavüz haramdır. Ey Ashabım!... Yarın Rabbinize kavuşacaksınız ve bugünki her hâl ve hareketinizden muhakkak sorulacaksınız. Sakın benden sonra eski dalâletlere (sapıklıklara) dönüp de birbirinizin boynunu vurmayınız!
Ashabım ! ...
Eskiden câhiliyet devrinde güdülen kan davaları da tamamen kaldırılmıştır. Kaldırdığım ilk kan davası Abdulmuttalib'in torunu Rabia'nin kan davasıdır. Ashabım! ... Her türlü riba (tefecilik) kaldırılmıştır İlk kaldırdığım riba, Abdulmuttalib'in oğlu Abbas'ın ettiği ikrazlardır(borç vermelerdir) Allah'ın emriyle faizcilik artık yasaktır. Eski câhiliyet devrinden kalma bu çirkin âdetin her türlüsü ayağımın altındadır. Borçlular, alacaklılara yalnız aldıkları parayı ödeyeceklerdir. Ne zulmediniz, ne de zulme uğrayınız... Ashabım!. Kimin yanında bir emanet varsa, onu sahibine versin. Hediyeler, hediye ile karşılanır.
Başkalarına kefil olan, kefaletin sorumluluğunu üstüne alır. Ey İnsanlar! Bugün şeytan sizin topraklarınızda yeniden nüfuz ve saltanat kurmak gücünü ebedî sûrette kaybetmiştir. Fakat siz; bu kaldırdığım şeyler dışında, küçük gördüğünüz işlerde ona uyarsanız, onu sevindirmiş olursunuz.
Dininizi korumak için bunlardan da sakınınız! Ey insanlar ! ... Kadınların haklarına riayet ediniz. Bu hususta Allah'tan korkunuz. Siz kadınları, Allah emaneti olarak aldınız; onları Allah adına söz vererek helâl edindiniz. Sizin kadınlar üzerinde haklarınız olduğu gibi, onların da sizin üzerinizde hakları vardır. Sizin kadınlar üzerindeki hakkınız; onların aile şerefini , sizin hoşlanmadığınız hiçbir kimseye çiğnetmemeleridir.
Eğer razı olmadığınız herhangi bir kimseyi aile yuvanıza alırlarsa, onları uyarıp, sakındırabilirsiniz. Kadınların da sizin üzerinizdeki hakları, meşrû bir şekilde hertürlü yiyecek ve giyecek ihtiyaçlarını sağlamanızdır. Onlar sizin haklarınıza riayet etsinler...Siz de onlara nezâketle muamele edin. Bir kadının kocasının izni olmadıkça onun malından bir şeyi başkasına vermesi, helâl olmaz. Kölelerinize gelince... Onlara da yediğinizden yedirmeğe, giydiğinizden giydirmeğe çalışın. Affedemeyeceğiniz bir hata işlerlerse kendilerine izin verin. Fakat asla eziyet etmeyin. Çünkü onlar da Allah'ın kuludur. Ey müminler!.. Sözümü iyi dinleyin, iyi anlayın... Muhakkak ki Rabbiniz birdir. Babanız da birdir; hepiniz Adem'in çocuklarısınız... Adem ise topraktandır.
Hiç kimsenin başkaları üzerinde üstünlüğü yoktur. Şeref ve üstünlük, ancak fazilet iledir. Müslüman müslümanın kardeşidir. Bütün müslümanlar kardeştir, eşit hakka mâliktir. Din kardeşinize ait olan herhangi birşeye, bir hakka tecavüz etmek, gönül rızası ile olmadıkça, başkası için helâl olmaz. Haksızlık yapmayın...Haksızlığa da boyun eğmeyin. Ahâlinin haklarını gasp etmeyin. Sakın benden sonra kâfirlerin yaptığı gibi birbirinizle boğuşmayın.. Ey Müminler! Size iki emanet bırakıyorum..Siz onlara sıkı sarıldıkça, yolunuzu şaşırmazsınız. O emanetler de Allah'ın kitabı Kur'ân ve Benim Sünnetimdır!. Ey Ashabım! Nefsinize zulmetmeyin...Nefsinizin de üzerinizde hakkı vardır. Ey İnsanlar! Allah , herkese düşen miras hakkını Kur'ân 'da bildirmiştir. Mirasçılar için ayrıca vasiyetnâme yapmaya hâcet yoktur. Ey İnsanlar! Her câni kendi suçunundan kendisi sorumludur. Hiçbir câninin işlediği suçun cezasını evlâdı çekmez. Hiç bir evlâdın suçundan da babası sorumlu tutulamaz. Ey İnsanlar! Mutemâdiyen dönmekte olan zaman, Allah'ın gökleri, yerleri yarattığı günki vaziyete dönmüştür.. Bir yıl, ay ölçüsüyle 12 aydır.Bunlardan dördü, haram aylardır. Bunlardan üçü, arka arkaya Zilka'de, Zilhicce, Muharrem'dir. Dördüncüsü Receb'tir, ki Cümade-l âhire ile Şaban arasındadır. Bu sene haram aylar eskilerine geldi. Hac mevsimi yine Zilhicce'nin onuncu gününe rastladı. Ey İnsanlar! Allah'a kulluk edin. Beş vakit namazınızı kılın.Ramazan orucunu tutun. Emirlerime itaat edin. O takdirde Rabbinizin Cennetine girersiniz. Ey İnsanlar! Aşırı gitmekten sakınınız. Sizden öncekilerin mahvolmalarının sebebi, dinde ifratta olmaları idi. Hac usûllerini benden öğrenin. Muhakkak olarak bilmiyorum, belki bu seneden sonra bir daha haccedemem. Bu nasihatlarımı burada bulunanlar, bulunmayanlara bildirsin. Olabilir ki, kendisine bildirilenler, burada bulunanlardan daha iyi anlayarak bunları korumuş olurlar. Ey insanlar! Yarın beni sizden soracaklar.. Ne dersiniz? Risâletimi tebliğ ettim mi? Görevimi yaptım mı?.. (Ashab bu soruya hep bir ağızdan "EVET!..Yemin ederiz ki tebliğ ettin. Bize nasihat ve tebligatta bulundun. Böylece şehâdet ederiz." der. Vâdi artık bu sözlerle çalkalanmaktadır. Allah Rasûlü parmağını havaya kaldırarak, üç kez; "Şâhid ol Ya Rabbi!"
December 11
Sadece, samimiyete erenler ve ona tabi olanlar Hakikata erecektir.
* * *
2} Başarı, Hakikatın yolunda samimiyet ve sabırla yürüyenlerin ereceği sarayın adıdır.
* * *
3} Terkedebildikleriniz kadar ileriye geçebilirsiniz, yönelişiniz gerçeğe olduğu sürece.
* * *
4} Her kapıyı açan tek anahtar vardır: SAMİMİYET !.
* * *
5} Biliniz ki, samimiyetin açamıyacağı kapı mevcut değildir.
* * *
6} insan ile diğer yaradılmışlar arasındaki fark, birincisinin, gördüklerinin ardına geçebilmesi kadardır.
* * *
7} Karşısındakini kendine tercih edemeyen kişi samimiyetten çok uzaktır.
* * *
8} Samimiyet, karşınızdakinin hak ve hukukuna tecavüz etmeyen teklifsizliktir.
* * *
9} Gören, düşünebilen ve idrak yüceliğine erenlerden olmaya çalışınız.
* * *
10} idrâkın yüceliğine eremiyorsanız, inkârın basitliğinden sıyrılınız.
* * *
11} Ne mutlu, Gerçeğe erene; ve O'na tâbi olabilene!..
* * *
12} insan ismine liyâkatınız, insanlara erişen iyiliklere vasıta olabilmeniz nisbetindedir.
* * *
13} Aldıklarınız kadar basitliğe, verdikleriniz kadar yüceliğe yaklaşırsınız.
* * *
14} Zirvede oturmaya, sadece, verenlerin hakkı vardır.
* * *
15} Kadın, hisleriyle hareket eden; erkek, özündeki gerçekle davranışlarını düzenleyen yaratığın adıdır.
* * *
16} Gerçeğin yoluna adım atanlar, şeklin ötesine geçmeyi başaranlardır.
* * *
17} Eren, özündeki Hakikat noktasında eriyendir.
* * *
18} Eriyen, erendir... Ermedikçe, eriyemezsin!..
* * *
19} Mükâfata hak kazananlar sadâkat sahipleridir.
* * *
20} Basit kişilerin basitliğine, kendilerini bilemeyişleri vesile olmuştur. |
|

Cömertlik ve yardım etmede akarsu gibi ol
ŞEVKAT VE MERHAMETTE GÜNEŞ GİBİ OL
başkalarının kusurunu örtmede gece gibi ol
TEVAZU VE ALÇAK GÖNÜLLÜLÜKLE
TOPRAK GİBİ OL hiddet ve asabiyette ölü
gibi ol HOŞGÖRÜLÜKTE DENİZ GİBİ OL ya
OLDUĞUN gibi yada GÖRÜNDÜĞÜN gibi OL
Altın ateş ile iyi kul da bela ve musibet ile tecrübe edilir.
Hiç birşey insanın batınını bela ve musibet gibi tasviye edemez,süzüp temizleyemez. Bela ve mihnet insanın kalın perdelerini söküp parçalar.
Dervişlik herkesin yükünü çekmek, kimseye kendi yükünü çektirmemektir.
Hikmetli bir kelime dinlemek bir sene nafile ibadetten hayırlıdır.
Birbirinize hediye verin, şüphesiz hediye kalbi kin ve düşmanlıklardan arındırır muhabbeti artırır.
Veliler; taş ile ezildikçe güzel kokusu ortaya çıkan gül ağacına benzerler.
Daima hayır bulmak isteyen kimse her şeyi hayra yormalıdır.
Allah-u Teala'nın rahmeti gönlü kırık olanların yanındadır.
HİKMET "Dünyanın az şeyine dalmak, ahiretin çok şeyini kaybetmektir." Ka'b el-Kurazî (Rh. Aleyh) Şükür, kalbini nimet olarak verene bağlanmaktır." Muhammed b. Hakim (Rh. Aleyh)
|
|
|
|