sahra's profileS@hr@N€h!r'in sohbet evi...PhotosBlogListsMore Tools Help

sahra nehir

Occupation
Location
Interests
Akil gibi mal,iyi huy gibi dost,edep gibi miras,basari gibi rehber,ilim gibi seref bulunmaz...
No list items have been added yet.
No list items have been added yet.
No list items have been added yet.

S@hr@N€h!r'in sohbet evine hoşg€ld!n!z...

Hacc) ibadetlerinizi bitirdiğinizde, artık (cahiliye döneminde) atalarınızı andığınız gibi,hatta ondan da kuvvetli bir anma ile Allah'ı anın.İnsanlardan öylesi vardır ki: "Rabbimiz, bize dünyada ver" der; onun ahirette nasibi yoktur."
Photo 1 of 15
April 06

....

 
October 22

Hadis'i şerif

En kaliteli insan etrafına faydası olan kişidir.
İnsanlar helak olur,ancak BİLENLER kurtulur.
Bilenlerde helak olur,ancakBİLDİKLERİNİYAŞAYANLAR kurtulur.
Bildiklerini yaşayanlarda helak olur ancak,İHLASLI olanlar kurtulur.
İhlaslı Olanlarda her an onu kaybetme tehlikesiye karşı karşıya kalır.
 
Nasıl yaşadığını bilen nasıl yaşayacagını bilir...
ilim sahibi asla azledilemez(görevinden alınamaz) imam gazali
 
İnsanın hayata bakışı
Dünya görüşü ve davranışlarının tümü İNANCI ile alakalıdır...
October 09

istiğfar


   

   

                                                                   

                                                                     

Sitene Ekle

September 22

Konuşulan konu EşiNiZiN HuRiNiZ OLMaSıNı İsTeR MiSiNiZ ?

 

Alıntı

EşiNiZiN HuRiNiZ OLMaSıNı İsTeR MiSiNiZ ?
http://www.harikaresim.com/data/media/573/sevgi1_5.jpg

سْــــــــــــــــــــــمِ اﷲِارَّحْمَنِ ارَّحِيم



O cennetlerde gözleri eşlerinden başkasını görmeyen, tatlı bakışlı öyle güzeller vardır ki, daha önce cin ve ins'ten hiç kimse kendilerine dokunmamıştır.
Rahman Sur. 56

Yanlarında, kocalarından başkasının yüzüne bakmayan, yumuşak bakışlı, güzel gözlü, gün yüzü görmemiş yumurtanın pembe beyaz renginde eşleri de olacak.
Saffat sur. 48-49

Onların beraberinde, gözleri kocalarından başkasını görmeyen yumuşak bakışlı, aynı yaşta güzeller vardır.
Sad 52

Gerçekten biz hûrileri apayrı biçimde yeni yarattık.
Onları, bâkireler kıldık.
Eşlerine düşkün ve yaşıt.
Vakıa Sur 35-36-37


gözleri eşlerinden başkasını görmeyen
kocalarından başkasının yüzüne bakmayan
kocalarından başkasını görmeyen
daha önce cin ve ins'ten hiç kimse kendilerine dokunmamıştır

Eşlerine Düşkün


Hiç düşündünüz mü RABBiM cennet hurilerini anlatırken ısrarla neden hep bu cümleleri kullanıyor.. sadece eşlerine has, gözleri sadece eşlerine bakan, sevgileri sadece eşlerine olan, eşlerinden başkasının kendilerine ne bakabildiği ne dokunabildiği ne de sevebildiği; göz nuru gönül süruru huriler eşler...

Düşünün bir; sevdiğinizi düşünün, bu dünyada size eş olan hanımlarınızı düşünün.. bu dünyada size eş olan kocalarınızı düşünün.. evlerinizi düşünün.. sevginizi düşünün.. nasıl bir sevgiyle sevildiğinizi düşünün..

istemez misiniz eşinizin gözü sizden başkası kimseyi görmesin..
istemez misiniz eşinizin bütün sevgisi son zerresine kadar size ait olsun..
istemez misiniz sevginiz size hem bu dünyada hem ahirette cenneti yaşatsın..
istemez misiniz eşiniz gözünüzün nuru gönlünüzün en güzel süruru olsun..
istemez misiniz eğlenceniz; eviniz eşiniz çocuklarınız olsun..

istemez misiniz dostlar RABBiMiN sizlere en güzel hediye olarak verdiği eşlerinizi hep en güzel bir hediye en güzel bir emanet olarak görmeyi, korumayı, sevmeyi ve bu sevgiyle dünyadaki cenneti yaşayıp bu cennetle ahiretteki cennette koşmayı ve cennette eşlerinizin hurilerden daha güzel bir şekilde yine size eş olarak verilemesini...


şimdi daha iyi anlıyorum RABBiMiN hurileri anlatırken ısrarla bu kelimeleri kullanmasını

gözleri eşlerinden başkasını görmeyen
kocalarından başkasının yüzüne bakmayan
kocalarından başkasını görmeyen
daha önce cin ve ins'ten hiç kimse kendilerine dokunmamıştır

Eşlerine Düşkün


Eşinizin sadece sizi sevmesi
Sadece size ait olması
Size en güzel güveni vermesi
Size verdiği sözü en güzeliyle tutması kadar insana huzur veren bir şey var mı şu dünyada..

Eşiniz sadece sizin eşiniz...
Sevgisi sadece size

işte sizin huriniz.. işte sizin cennetiniz işte sizin eşinizi ama sadece sizin.. Kimsenin değil sadece sizin...

Ve eşinize sözünüz ve onun size sözü
işte size sadece dünyada ki değil ahirette ki cennetti de bulduracak sözünüz
Eşinize hitaben ve ondan size hitaben

RABBiMDEN başkasına kul
RASULUNDEN başkasına ümmet
SENDEN başkasına eş olmıcam

RABBiM tüm mü'min ve mü'minlere sadece eşlerine eş olmayı sevgilerini sadece eşlerine ve RABLERiNE hasretmeyi ve bu sevgiyle hem bu dünyada hem de ahirette cenneti yaşamayı nasip etsin

AMiN AMiN AMiN

RABBiME emanetsiniz bu canda can olan dostlar
RABBiMiN iman edenlere vaadi olan cennette buluşmak dua ve yakarışıyla..


April 22

O (S.A.V) ANLATILMAZ YAŞANIR...

 

 

Soru: Rasûl-ü Ekrem (sallallahu aleyhi ve sellem) Efendimiz’in “Benim gözlerim uyusa da kalbim uyumaz!” sözünü nasıl anlamalıyız?

 

Cevap: Hazreti Âişe validemiz, İnsanlığın İfthar Tablosu’nun (aleyhi ekmelüttehâyâ) gece ibadetini nazara verirken, bir keresinde kendisine “Yâ Rasûlallah! Vitr’i kılmadan mı uyuyorsunuz?” diye sorduğunu ve Allah Rasûlü’nün “Yâ Âişe! Şüphesiz benim gözlerim uyur, fakat kalbim uyumaz!” buyurduğunu söylemiştir.

 

                                Gece İbadeti ve Vitir Namazı

Hazreti Sâdık u Masdûk Efendimiz’in “Kalbim uyumaz” deyişine sebep olan soru (sebeb-i vürud) nazar-ı itibara alındığında, Allah Rasûlü’nün, bu sözü biraz istirahat ettikten sonra kalkıp teheccüd ve vitir namazını kılmak üzere müteyakkız bir surette yattığını ifade sadedinde söylediği anlaşılacaktır.

Bir hadis-i şerifte, “Gecenin sonunda uyanamayacağından korkan,

gecenin evvelinde vitri eda etsin, sonra yatsın!

Gece kalkabilen ise vitri o zaman kılsın!

Çünkü gecenin âhirindeki kıyamda rahmet melekleri hazır olur.” buyurulmuştur.

 Bir başka nebevî sözde de, “En son kıldığınız namaz vitir namazı olsun.” denilmiştir.

 Bu itibarla, gece uyanabilecek kimselerin vitir namazını tehir etmeleri daha faziletlidir. Ayrıca, teheccüde kalkma hususunda zorlayıcı bir sâik olması için vitri sonraya bırakmak ve vâcibi eda etmek maksadıyla mecburen uyanınca birkaç rek’at nafile namaz kılmaya gayret göstermek gece ibadetini itiyad haline getirebilme yolunda mühim bir vesiledir.

 

                            

 

İşte, Hikmetin Lisan-ı Fasîhi (sallallahu aleyhi ve sellem) Efendimiz’in, kalbinin her zaman uyanık olduğunu beyan edişi münasebetiyle en evvel akla gelmesi gereken hususlar;

 kendisi için -normal şartlarda- gece ibadetine kalkamama gibi bir endişenin söz konusu olmadığı,

biraz istirahat etmek üzere gözlerini yumsa da mübarek gönlünün namaz heyecanıyla hep tetikte bulunduğu ve salât-ı vitri umumiyetle teheccüdden sonraya bıraktığıdır

 

 

 

 

                              

             Kesintisiz Huzur ve Dâimî Yakaza

 

Rehber-i Ekmel (aleyhi elfü elfi salâtin ve selâm) Efendimiz’in

 hayatına genel olarak bakıldığında ise; “Kalbim uyumaz” beyanından, O’nun hususî donanımına,

 özel konumuna ve kendi seviyesine has bir maiyyete mazhar kılındığını istinbat etmek lazımdır. Evet, Cenâb-ı Hak,

 Hazreti Rûh-u Seyyid’il-Enâm’a öyle bir tabiat vermiştir ki,

O her an, hatta gözlerini kapayıp dinlendiği zamanlarda dahi Rabbin huzurunda duruyor gibidir ve gönül ufkunda o huzurun âdâbına hep riâyet etmektedir.

Aslında, ümmet-i Muhammed’den (aleyhissalâtü vesselam) bazıları,

Cenâb-ı Hak ile münasebetleri bir an kesilse mahvolacaklarına inanmış; ne zaman O’nunla irtibatlarının azıcık perdelendiğini hissetseler ve muvakkat bir bulutlanmaya maruz kalsalar neredeyse kalbleri duracakmışçasına korkmuşlardır.

Bir ömür boyu, her zaman O’nu görüyor ya da en azından O’nun tarafından görülüyor olma şuuruyla yaşamışlardır. Çıraklarının dahi gafletten bu derece uzak kaldıkları hesap edilirse, Sultanlar Sultanı’nın gözlerini yumduğu zamanlarda bile asla gaflete dalmayacağı daha iyi anlaşılacaktır.

Evet, Allah Rasûlü çok farklı bir maiyyete mazhar idi ve çok farklı bir “maallah” hakikatini temsil ediyordu. Dolayısıyla O,

cismanîyet itibarıyla uyurken bile gönlüyle her zaman uyanıktı. Tasavvuftaki ifadesiyle “yakaza” O’nun daîmî haliydi.

Lügat itibarıyla uyanıklık demek olan yakaza;

ıstılah açısından, Hakk’ın emir ve yasakları karşısında uyanık, titiz ve duyarlı olmak; değişik makam ve mertebelerin bazı vâridlerine karşı her zaman fikrî ve ruhî istikameti muhafaza etmek,

 iltibaslara düşmemek ve hep basiret üzere bulunarak kulluk âdâbını korumak manalarına gelmektedir.

Gönlün yakazası ise, Hakk’ın her an, kullarının her hâline nigehbân bulunduğunun şuuruyla, his, idrak, irade ve kalb ile O’na tahsis-i nazar ederek ve hep ilahî huzurun edeplerini gözeterek yaşamaktır.

Evet, sürekli Hakk’ın dergahına müteveccih bulunmak ve “O her an beni gördüğüne göre, ben de her zaman temkinli olmalıyım” mülâhazasıyla O’ndan gelecek vâridatı beklemek müteyakkız bir kulun

devamlı hâlidir ve böyle bir hak yolcusu ömür boyu Cenâb-ı Hakk’ın riayet ve inâyeti altındadır. Bu mansıbın

 en büyük kahramanı Hazreti Sultanu’l-müteyakkızîn, “Benim gözlerim uyur kalbim uyumaz” beyanıyla işte böyle bir yakaza-i dâimîye işaret buyurmuştur.

Gönül Uyanıklığı Esastır

Ferîd-i Kevn ü Zaman (aleyhissalatü vesselam) Efendimiz’in dâimî bir yakaza içinde bulunması, mükellefiyeti açısından da O’nun tavırlarına aksetmiştir. Allah Rasûlü’nün kalbi daima uyanık bulunduğundan -sadece kendisine has bir keyfiyet olarak- uykudan kalktıktan sonra hemen namaza durduğu vâkîdir.

Hazreti İbn Abbas (radıyallahu anh) Rasûl-ü Ekrem’in yanında namaz kıldığı bir geceyi anlatırken “Namazını bitirince yana yaslandı ve uyudu. Hatta nefes alış verişleri uykuda olduğunu belli edecek şekildeydi. Bir müddet sonra Bilâl (radıyallahu anh) gelerek sabah namazı vaktini haber verdi. Bunun üzerine, Allah Rasûlü mescide çıkarak namazını kıldı; fakat abdest almadı.” demiştir. Demek ki, Fahr-i Kâinât Efendimiz’in mübarek kalbi, uyku da dahil her zaman abdestinden emin olacak ve abdestinin bozulup bozulmadığını bilecek kadar hüşyardır.

Diğer taraftan, insanın uyuması ya da uyanıklığı illa gözlerinin açık ya da kapalı olmasına bağlanmamalıdır. Gözü açık olup da gönlü uyuyan bir sürü insan vardır. Gözlerinin mevcudiyetine rağmen göremeyen, kulakları olduğu halde işitemeyen ve maddî bir kalb taşısa da hakikatleri anlayamayan pek çok kimse bulunduğunu Kur’an-ı Kerim ifade etmektedir.

Aslında, hakiki görme mahalli kalbdir. Kalb gözünün açıklığı da diyebileceğimiz basîret sayesinde insan, ilâhî tecellîlerle nurlanıp Zât-ı Ulûhiyetin ünsiyeti ziyâsıyla sürmelenmiş bir idrâke sahip olur. Bu idrak ile de o, delil ve şâhide ihtiyaç duymadan eşyânın perde arkası sırlarıyla halvete erer ve aklın şaşkın şaşkın dolaştığı yerlerde gider hakikatler hakikatine ulaşır.

Bundan dolayıdır ki, sıradan insanlar açısından gaflet vakti sayılan uyku zamanı bile İnsanlığın İftihar Tablosu için metafizik dünyalara açılma rıhtımı olmuştur. Çünkü O’nun hayali hep dupduru, rüyaları da sahihti. O, gözleri kapalı olduğunda dahi basiretiyle görülmezleri görüyor, hadiseleri süzüyor ve her şeyi değerlendiriyordu. Hatta maiyyetinin derinleştiği ve tamamen dünyaya kapandığı anlar, O’nun duymasının, görmesinin, idrak etmesinin ve değerlendirmesinin en keskin olduğu zamanlar sayılırdı. Mâsivâdan tamamen alâkasını kestiği o türlü hallerde vahiy geldiği çok olurdu. Allah Rasûlü, o halde iken, inzal olunan ayetlerin tek kelimesini bile zayi etmiyor; bazen bir cüz kadar yekûn tutan âyât-ü beyyinâtı bir anda kelimesi kelimesine hafızasına yerleştiriyordu. Oysa ki, o esnada kendisine dokunulsa farkına varamayacak kadar dışa karşı kapalı oluyordu; fakat, şuuru fevkalâde uyanıktı.

Bu itibarla, Rasûl-ü Ekrem (sallallahu aleyhi ve sellem) Efendimiz’in gözleri uyusa da kalbi hiç uyumazdı; belki zahirî ve cismanî ihsaslarının (dış duyu organlarının) muvakkaten işlemediği anlar olurdu, fakat, ihtisasları (havâss-ı bâtınenin, yani iç idrak latifelerinin duyuşları) her zaman faaldi.

 

                          

 

Gönlümü dua etme ihtiyaç ve iştiyakıyla donatan Rabb-i Rahim’e kendisine yapılan münacâtların harfleri adedince hamd ü senâ ediyor, tazarru ve niyaz âdâbını talim buyuran Rehber-i Ekmel Efendimiz’e, mübarek hanesinin seçkin fertlerine ve Ashab-ı güzînine ağzı dualı kulların nefesleri sayısınca salât ü selam gönderiyor; Şefkat Peygamberi’nin hak nezdindeki kıymetini şefaatçi edinen bir merhamet dilencisi olarak bir kere daha Cevâd ü Kerîm’in dergahına el açıyorum:

                                                                              

Allahım nice ümit ve emellerimi gerçekleştirdin, onca beklenti ve taleplerime cevap verdin.. beni kaç kere sevdiğin ve hoşnut olduğun işlere muvaffak eyledin.. hastalıklarıma şifa lutfettin.. ve bendeni hasımlarının ellerine ve dillerine düşürmedin. Ey bu lütf u ihsanlarda bulunmasa bile, Zatı itibarıyla bütün hamd ve senâlar hakkı olan Meşkûr u Mahmud, şükürler olsun Sana.

 

                                          

Allahım, i’tikad, söz ve amel bakımından şanına lâyık olmayan her türlü kusurdan Zatını yüce tutma ve Sana layık olan sıfatları da isbat etme adına dile getirilen sözlerin en güzelleriyle, renk renk, desen desen tesbîh ü takdîs ifadeleriyle Seni anmak istiyorum. Sırf Senin hoşnutluğunu gözeterek ve rızana ermiş bir kul olma ümidi besleyerek Seni tesbîh ü takdîs etmeyi arzuluyorum. Bu talebimi gerçekleştirmeyi nasip eyle Allahım, beni bu devletten mahrum kılma, rahmetine açılan ellerimi boş koyma. Bendeni, hatalarını itiraf edip pişmanlıkla kıvranan, herhangi bir inhiraftan sonra yeniden toparlanıp dergahına yönelen, büyük-küçük her gaflet karşısında himmet kanatlarını açıp Senin inâyetine sığınan “tevvâbîn” unvanlı kullarının arasına kat. Bu perişan kulunu bilhassa seher vakitlerinde istiğfara sarılarak Senin mağfiretini dileyen Hak erlerinin safına dahil et; beni günahlardan, ayıplardan, isyanlardan, kusurlardan ve hakka muhalefet etme tehlikelerinden arındır.

                                           

Ey kendisinden istekte bulunulanların en cömerdi ve ey talepleri yerine getirenlerin en hayırlısı Yüce Rabbim!.. Bilerek ya da bilmeyerek işlediğim günahlardan dolayı beni yarlığamanı ve hususi himayene, ilahî riâyetine almanı diliyorum.  Sana karşı her an kulluk şuuruyla yaşayabilmenin kapısını ve ihsan sırrını benim için aç; beni peygamberlerin, sıddîkların, şehitlerin ve sâir sâlih kulların yoluna hidayet eyle.

Efendiler Efendisi’ne, O’nun nezih aile fertlerine ve seçkin arkadaşlarına salât ü selam ederek bunları Senden dileniyorum, Rabbim!

 

                                                 

 

 

 

 

 

                  

 

 

 

 

 


January 07

Veda hutbesi

Allah'a hamd-ü senâ ederiz. O'na döneriz. Nefislerimizin fenalıklarından ve kötü amellerimizden O'na sığınırız. Allah'ın hidâyet ettiğini, kimse doğru yoldan çıkaramaz. Allah'ın şaşırttığını kimse yola koyamaz.
    Şehâdet ederim ki Tanrı yoktur, sadece Allah vardır! Bir'dir, eşi ve benzeri yoktur. Yine şehâdet ederim ki Muhammed, O'nun kulu ve Rasûlüdür.
    Ey Allah'ın kulları !..
    Allah'tan korkmanızı ve O'na itaat etmenizi vasiyet ederim.
    Ey İnsanlar!...
    Sözlerimi iyi dinleyiniz... Çünkü bu seneden bonra bir daha sizinle burada tekrar buluşup buluşamayacağımı bilmiyorum..
    Ey İnsanlar!..
    Bugünün ne günü olduğunu biliyor musunuz? Burası, Belde-i Haram'dır.(Mekke'dir)          Bugününüz nasıl mukaddes bir gün, bu ayınız nasıl mukaddes bir ay, bu şehriniz nasıl mukaddes bir şehir ise, biliniz ki canılarınız, mallarınız, ırzlarınız da; bu mukaddes gün, bu mukaddes ay, bu mukaddes şehir gibi yek diğerinize karşı mukaddestir. Bunlara tecavüz haramdır.
    Ey Ashabım!...
    Yarın Rabbinize kavuşacaksınız ve bugünki her hâl ve hareketinizden muhakkak sorulacaksınız. Sakın benden sonra eski dalâletlere (sapıklıklara) dönüp de birbirinizin boynunu vurmayınız!

    Ashabım ! ...

    Eskiden câhiliyet devrinde güdülen kan davaları da tamamen kaldırılmıştır. Kaldırdığım ilk kan davası Abdulmuttalib'in torunu Rabia'nin kan davasıdır.
    Ashabım! ...
    Her türlü riba (tefecilik) kaldırılmıştır İlk kaldırdığım riba, Abdulmuttalib'in oğlu Abbas'ın ettiği ikrazlardır(borç vermelerdir) Allah'ın emriyle faizcilik artık yasaktır. Eski câhiliyet devrinden kalma bu çirkin âdetin her türlüsü ayağımın altındadır. Borçlular, alacaklılara yalnız aldıkları parayı ödeyeceklerdir.
    Ne zulmediniz, ne de zulme uğrayınız...
    Ashabım!.
    Kimin yanında bir emanet varsa, onu sahibine versin. Hediyeler, hediye ile karşılanır.

    Başkalarına kefil olan, kefaletin sorumluluğunu üstüne alır.
    Ey İnsanlar!
    Bugün şeytan sizin topraklarınızda yeniden nüfuz ve saltanat kurmak gücünü ebedî sûrette kaybetmiştir. Fakat siz; bu kaldırdığım şeyler dışında, küçük gördüğünüz işlerde ona uyarsanız, onu sevindirmiş olursunuz.

    Dininizi korumak için bunlardan da sakınınız!
    Ey insanlar ! ...
    Kadınların haklarına riayet ediniz. Bu hususta Allah'tan korkunuz. Siz kadınları, Allah emaneti olarak aldınız; onları Allah adına söz vererek helâl edindiniz. Sizin kadınlar üzerinde haklarınız olduğu gibi, onların da sizin üzerinizde hakları vardır. Sizin kadınlar üzerindeki hakkınız; onların aile şerefini , sizin hoşlanmadığınız hiçbir kimseye çiğnetmemeleridir.

    Eğer razı olmadığınız herhangi bir kimseyi aile yuvanıza alırlarsa, onları uyarıp, sakındırabilirsiniz. Kadınların da sizin üzerinizdeki hakları, meşrû bir şekilde hertürlü yiyecek ve giyecek ihtiyaçlarını sağlamanızdır. Onlar sizin haklarınıza riayet etsinler...Siz de onlara nezâketle muamele edin.
    Bir kadının kocasının izni olmadıkça onun malından bir şeyi başkasına vermesi, helâl olmaz.
    Kölelerinize gelince... Onlara da yediğinizden yedirmeğe, giydiğinizden giydirmeğe çalışın.
    Affedemeyeceğiniz bir hata işlerlerse kendilerine izin verin. Fakat asla eziyet etmeyin. Çünkü onlar da Allah'ın kuludur.
    Ey müminler!..
    Sözümü iyi dinleyin, iyi anlayın...
    Muhakkak ki Rabbiniz birdir. Babanız da birdir; hepiniz Adem'in çocuklarısınız... Adem ise topraktandır.

    Hiç kimsenin başkaları üzerinde üstünlüğü yoktur.
    Şeref ve üstünlük, ancak fazilet iledir.
    Müslüman müslümanın kardeşidir.
    Bütün müslümanlar kardeştir, eşit hakka mâliktir.
    Din kardeşinize ait olan herhangi birşeye, bir hakka tecavüz etmek, gönül rızası ile olmadıkça, başkası için helâl olmaz.
    Haksızlık yapmayın...Haksızlığa da boyun eğmeyin.
    Ahâlinin haklarını gasp etmeyin.
    Sakın benden sonra kâfirlerin yaptığı gibi birbirinizle boğuşmayın..
    Ey Müminler!
    Size iki emanet bırakıyorum..Siz onlara sıkı sarıldıkça, yolunuzu şaşırmazsınız. O emanetler de Allah'ın kitabı Kur'ân ve Benim Sünnetimdır!.
    Ey Ashabım!
    Nefsinize zulmetmeyin...Nefsinizin de üzerinizde hakkı vardır.
    Ey İnsanlar!
    Allah , herkese düşen miras hakkını Kur'ân 'da bildirmiştir. Mirasçılar için ayrıca vasiyetnâme yapmaya hâcet yoktur.
    Ey İnsanlar!
    Her câni kendi suçunundan kendisi sorumludur. Hiçbir câninin işlediği suçun cezasını evlâdı çekmez. Hiç bir evlâdın suçundan da babası sorumlu tutulamaz.
    Ey İnsanlar!
    Mutemâdiyen dönmekte olan zaman, Allah'ın gökleri, yerleri yarattığı günki vaziyete dönmüştür..
    Bir yıl, ay ölçüsüyle 12 aydır.Bunlardan dördü, haram aylardır. Bunlardan üçü, arka arkaya Zilka'de, Zilhicce, Muharrem'dir. Dördüncüsü Receb'tir, ki Cümade-l âhire ile Şaban arasındadır. Bu sene haram aylar eskilerine geldi. Hac mevsimi yine Zilhicce'nin onuncu gününe rastladı.
    Ey İnsanlar!
    Allah'a kulluk edin.
    Beş vakit namazınızı kılın.Ramazan orucunu tutun.
    Emirlerime itaat edin. O takdirde Rabbinizin Cennetine girersiniz.
    Ey İnsanlar!
    Aşırı gitmekten sakınınız. Sizden öncekilerin mahvolmalarının sebebi, dinde ifratta olmaları idi. Hac usûllerini benden öğrenin. Muhakkak olarak bilmiyorum, belki bu seneden sonra bir daha haccedemem.
    Bu nasihatlarımı burada bulunanlar, bulunmayanlara bildirsin. Olabilir ki, kendisine bildirilenler, burada bulunanlardan daha iyi anlayarak bunları korumuş olurlar.
    Ey insanlar!
    Yarın beni sizden soracaklar.. Ne dersiniz?
    Risâletimi tebliğ ettim mi? Görevimi yaptım mı?..
    (Ashab bu soruya hep bir ağızdan "EVET!..Yemin ederiz ki tebliğ ettin. Bize nasihat ve tebligatta bulundun. Böylece şehâdet ederiz." der.
    Vâdi artık bu sözlerle çalkalanmaktadır.
    Allah Rasûlü parmağını havaya kaldırarak, üç kez;
    "Şâhid ol Ya Rabbi!"

December 11

HİKMETLİ SÖZLER

                        

Sadece, samimiyete erenler ve ona tabi olanlar Hakikata erecektir.

* * *

2} Başarı, Hakikatın yolunda samimiyet ve sabırla yürüyenlerin ereceği sarayın adıdır.

* * *

3} Terkedebildikleriniz kadar ileriye geçebilirsiniz, yönelişiniz gerçeğe olduğu sürece.

* * *

4} Her kapıyı açan tek anahtar vardır: SAMİMİYET !.

* * *

5} Biliniz ki, samimiyetin açamıyacağı kapı mevcut değildir.

* * *

6} insan ile diğer yaradılmışlar arasındaki fark, birincisinin, gördüklerinin ardına geçebilmesi kadardır.

* * *

7} Karşısındakini kendine tercih edemeyen kişi samimiyetten çok uzaktır.

* * *

8} Samimiyet, karşınızdakinin hak ve hukukuna tecavüz etmeyen teklifsizliktir.

* * *

9} Gören, düşünebilen ve idrak yüceliğine erenlerden olmaya çalışınız.

* * *

10} idrâkın yüceliğine eremiyorsanız, inkârın basitliğinden sıyrılınız.

* * *

11} Ne mutlu, Gerçeğe erene; ve O'na tâbi olabilene!..

* * *

12} insan ismine liyâkatınız, insanlara erişen iyiliklere vasıta olabilmeniz nisbetindedir.

* * *

13} Aldıklarınız kadar basitliğe, verdikleriniz kadar yüceliğe yaklaşırsınız.

* * *

14} Zirvede oturmaya, sadece, verenlerin hakkı vardır.

* * *

15} Kadın, hisleriyle hareket eden; erkek, özündeki gerçekle davranışlarını düzenleyen yaratığın adıdır.

* * *

16} Gerçeğin yoluna adım atanlar, şeklin ötesine geçmeyi başaranlardır.

* * *

17} Eren, özündeki Hakikat noktasında eriyendir.

* * *

18} Eriyen, erendir... Ermedikçe, eriyemezsin!..

* * *

19} Mükâfata hak kazananlar sadâkat sahipleridir.

* * *

20} Basit kişilerin basitliğine, kendilerini bilemeyişleri vesile olmuştur.


 

 

            

 

 Cömertlik ve yardım etmede akarsu gibi ol 

 ŞEVKAT VE MERHAMETTE GÜNEŞ GİBİ OL

başkalarının kusurunu örtmede gece gibi ol 

 TEVAZU VE ALÇAK GÖNÜLLÜLÜKLE

TOPRAK GİBİ OL hiddet ve asabiyette ölü

gibi ol  HOŞGÖRÜLÜKTE DENİZ GİBİ OL ya

OLDUĞUN gibi yada GÖRÜNDÜĞÜN gibi OL

             

 Altın ateş ile iyi kul da bela ve musibet ile tecrübe edilir.


Hiç birşey insanın batınını bela ve musibet gibi tasviye edemez,süzüp temizleyemez. Bela ve mihnet insanın kalın perdelerini söküp parçalar.


Dervişlik herkesin yükünü çekmek, kimseye kendi yükünü çektirmemektir.


Hikmetli bir kelime dinlemek bir sene nafile ibadetten hayırlıdır.


Birbirinize hediye verin, şüphesiz hediye kalbi kin ve düşmanlıklardan arındırır muhabbeti artırır.


Veliler; taş ile ezildikçe güzel kokusu ortaya çıkan gül ağacına benzerler.


Daima hayır bulmak isteyen kimse her şeyi hayra yormalıdır.


Allah-u Teala'nın rahmeti gönlü kırık olanların yanındadır. 

 

              

HİKMET
"Dünyanın az şeyine dalmak, ahiretin çok şeyini kaybetmektir."
Ka'b el-Kurazî (Rh. Aleyh) 
Şükür, kalbini nimet olarak verene bağlanmaktır."
Muhammed b. Hakim (Rh. Aleyh)

 

ZİYARET ETTİĞİNİZ İÇİN VE VAKİT AYIRIP SELAM VERDİĞİNİZ       İÇİN       SONSUZ TEŞEKKÜRLER

                                                                   

                                                                                              

 

 

Please wait...
Sorry, the comment you entered is too long. Please shorten it.
You didn't enter anything. Please try again.
Sorry, we can't add your comment right now. Please try again later.
To add a comment, you need permission from your parent. Ask for permission
Your parent has turned off comments.
Sorry, we can't delete your comment right now. Please try again later.
You've exceeded the maximum number of comments that can be left in one day. Please try again in 24 hours.
Your account has had the ability to leave comments disabled because our systems indicate that you may be spamming other users. If you believe that your account has been disabled in error please contact Windows Live support.
Complete the security check below to finish leaving your comment.
The characters you type in the security check must match the characters in the picture or audio.
http://img33.imageshack.us/img33/8189/cumarbg.jpg

Yürek nükleer güç merkezidir. Sevdiği zaman sevdigine cennet, sevmediği zaman nefret ettigine cehennem kesilir…

insanın kazanılması ne denli büyük bir saadetse kaybedilmesi de o denli korkunç bir felakettir...

Bir benimle ne çıkar demeyeceksin, baharın haberini karın altında kı
şa inat açan kardelenlerin verdiğini unutmayacaksın...

Kim var diye sa
ğa sola bakmayacaksın, ben varım diyecek ve yürüyeceksin...

önce seveceksin, garazsız ve ivazsız, pazarlıksız, bedelsiz seveceksin, sevginin illeti ölümsüz olacak ki sevgin de ölümsüz olsun.

Bir insanın yüre
ğinin aydınlanmasına vesile olduğunda dünyanın tapusunu sana vermişler gibi sevineceksin.

Onu kınamak yerine karanlık yüre
ğine ışık tutacak, sevgiden oltanı gönül ummanına şefkatle atacaksın...

23 hours ago
http://img512.imageshack.us/img512/2971/kandiltebrigirbg.jpg

Regaib Kandilidir Bugün. Bu kandil, dini literatürümüzde üç aylar olarak bilinen, Recep ayı ile başlayıp, Şaban ayı ile devam eden, rahmeti, feyzi ve bereketi bol olan Ramazan ayı ile noktalanan huzur ve maneviyat mevsimine girdiğimizin de habercisidir.

Üç aylar ismiyle şöhret bulan bu aylar ve içinde barındırdığı özel geceler, Allah’ın rahmetinin müminlere bol bol ikram edildiği, mağfiretinin, lütuf ve kereminin üzerimize sağnak sağnak yağdığı zaman dilimleridir. Zira bu günlerde kalpler aynı duygu etrafında birleşip çarpar, eller aynı düşüncelerle semaya açılır, gözlerden aynı hissiyatın yaşları süzülürken, dillerden dua ve tespihler aynı aşkla dökülür. Ayrıca bu aylar, durup düşünmenin, geçip giden zamanın değerini idrak etmenin ve daha iyi değerlendirmenin çaba ve imkanlarını sunmaktadır bizlere. Günlük hayatın koşuşturması ve yoğun temposu içinde insan, zaman zaman gönül alemine nazar kılma ve içe doğru bir yönelişi yaşama ihtiyacı duymaktadır. İşte bu mübarek gün ve geceler böyle bir deruni muhasebeye de vesile olurlar.

İman, insanın iç aleminden başlayıp hayatının her alanını aydınlatan bir hakikat bilgisidir, bir bağlanıştır. İman, bu dünyada yalnızlığının ve faniliğinin sürekli farkında olan, fakat bu derin hakikatı göz ardı etmeye de uğraşan insanı Yüce Yaratana bağlayan ve ona hayatın nihai anlamını kavratan bir güçtür. Namaz, oruç, zekat, hac, dua ve Allah’ı anma gibi ibadetler ise bu bağlantıyı canlı tutarlar. Giderek yalnızlaşan, maddi imkanı artmasına rağmen ruhi yönelişlerini yitiren günümüz insanına bir diriliş fırsatıdır üç aylar ve kandiller. Dinî hayatımıza olumlu anlamda yeni bir heyecan, canlılık ve ivme kazandıracak olan bu mübarek ay ve geceler, Yaratıcımıza, ailemize, çocuklarımıza, vatanımıza, milletimize ve tüm insanlığa karşı görev ve sorumluluklarımızın olduğunu bir kez daha bizlere hatırlatmakta, yanlış ve kusurlarımızdan dönmemize vesile olmaktadır.

İnsan bir taraftan saygın, üstün hasletlerle donatılmış, diğer taraftan da pek çok zaaf ve kusuru bulunan bir varlıktır. Madde ve mânâ arasındaki dengenin madde lehine bozulduğu, dünyevileşen insani ilişkilerin ve değer ölçütlerinin hepimizi olumsuz yönde etkilediği zamanlarda, insanın ruhunu derin kırılmalardan ve acılardan koruyabilmek için, manen yükselirken öz eleştiriye her zamankinden daha çok ihtiyacı vardır. İlahi rahmete fazlasıyla mazhar olan bu mübarek gün ve gecelerde kendimizi sorgulamaya ve dinin manevi ikliminde gönül huzuru, istikamet ve öz güven kazanmaya, ihtiraslarımızı dizginleyip menfaat ve çekişmelerden uzak kalmaya ihtiyacımız daha da artmaktadır. Öyleyse bu mübarek zaman dilimini fırsat bilerek, aramızdaki çekişmeleri ve kırgınlıkları, şahsi menfaat hesaplarını bir tarafa bırakıp, Yüce Dinimiz’in bizden istediği, sevgi, saygı ve hoşgörü ortamının kurulmasına, birlik, beraberlik ve kardeşliğimizin güçlenmesine, insanî ve ahlâkî meziyetlerin yaygınlaşmasına gayret gösterelim.

Bu duygu ve düşüncelerle, Siz değerli kardeşimin , ve Ümmet-i Muhammedin Mübarek Regaib kandilini ve üç aylarını tebrik ediyor, milletçe birlik ve beraberlik içinde daha nice kandillere kavuşmayı, bütün İslam aleminin ve insanlığın barış ve huzur içinde olmasını Cenâb-ı Allah’tan niyaz ediyorum.

img128/4313/sampbfbfef012ae796d7ex9.jpg
June 25
http://img188.imageshack.us/img188/8189/cumarbg.jpg

ALLAH'IM
Bizi bize bırakma kendi haline bıraktıkların rezil oldu sefil oldu.
Bizi aciz aklımıza teslim etme Ya Rabbi aklına güvenenler aklıyla ancak ahmaklığını buldu.
Allah'ım bizi kendine yakın et,elçin Muhammed'e yakınken uzak kalan Ebu Talibe ne yazık oldu.
Uzaklardan sana yaklaşan Necaşi ne iyi etti de seni buldu.

Allah'ım kalbimizi aşkınla doldur, Aşkınla ağlat aşkınla güldür.
Sana açılmayan çiçeği soldur,gülü de soldur.
Seni anmayan dili lal et isyankar sesleri sustur.
 
Ya Rabbi biz aciziz biçareyiz acizliğimize katından bir çare indir.
Bizi kibirden,gururdan uzak kıl.Lütfunla kuşat bizleri rahmetinle sevindir.
Ya Rabbi senden başkasına yönümüzü çevirme ne olur ömrümüzü de yolunda son buldur.
Kalemi senin için tutalım kılıcIda senin için Ya Rabbi ölümümüzü hayırlı eyle son nefeste bizi imanla doldur,ya Şehit olayım yolunda yada secdedeyken bizi öldür.
 
Aldığımız nefesi veriyorsan eğer Rabbim diye verelim.
Günümüzü elhamdülillahla bitireyülim,
seni çok seven kullar gibi adın geçince ansızın kalbimizin ritmi dursun bizde kendimizden geçelim.
 
Seni anarak uyuyalım seni anarak uyanalım.
Bize şah damarımızdan daha yakınsın ya her atışında kalbimiz bizde seni hatırlayalım.
Allah'ım bizi amelimizle değil rahmetinle yargıla .
Ameline güvenenler bir gözün bile hakkını veremez sana güvenenler kendinden emin kullardır,kör gözleriyle herşeyi görürler.
Sevabımız azdır günahımız çok
senden başka bu kullarının gidecek kapısı yok.
 
Allah'ım bizi varlıkla kendimizden geçirme.
Allah'ım bizi yoklukla terbiye etme.
Allah'ım kitabımız sağ elimizden verilsin
Allah'ım senin rızan bizim hediyemiz olsun,
atmasına izin verdiğin şu kalbimiz aşkınla atsın aşkınla dursun...

...Cuma'nın ferahlığı sarsın ömrün/m/üzü...



June 5
http://img198.imageshack.us/img198/9843/cumatebrigirbg.jpg

إِنَّ اللَّهَ يَأْمُرُ بِالْعَدْلِ وَالْإِحْسَانِ وَإِيتَاءِ ذِي الْقُرْبَىٰ وَيَنْهَىٰ عَنِ الْفَحْشَاءِ وَالْمُنْكَرِ وَالْبَغْيِ ۚ يَعِظُكُمْ لَعَلَّكُمْ تَذَكَّرُونَ

İnnallâhe ye’muru bil adli vel ihsâni ve îtâi zîl kurbâ ve yenhâ anil fahşâi vel munkeri vel bagy(bagyi), yeizukum leallekum tezekkerûn(tezekkerûne).

Şüphesiz Allah, adaleti, iyilik yapmayı, yakınlara yardım etmeyi emreder; hayâsızlığı, fenalık ve azgınlığı da yasaklar. O, düşünüp tutasınız diye size öğüt veriyor.

Nahl 90

Sadakallahülazim  / Allah doğru söyledi

http://img194.imageshack.us/img194/9748/kuranrbg.jpg

Sana bir dua eden olsun...

Sen birine dua et..

Bilmezsin hangi kırık gönlün duasıdır......

Karanlıkları aydınlatan....

Sana ummadık kapılar açan....

Bilmezsin kimin için etti
ğin duadır.......


Seni böyle ayakta tutan....... can dostlardır

headerphoto


"Dünya çok kısa... Ahiret sonsuz olunca, sonsuzun yanında asırlar bile kısa kalır. Çok kısa küçük hayırcıklar, az bir şey. Asıl hayır ahiret hayrı..."

(02
. 02. 2001 - Avustralya, Esat Coşan Hocaefendi)

"İslâm'a hizmet her Müslümanın görevidir; sadece hocaların, müftülerin, vaizlerin, hafızların değil... Her mü'min, kendi meslek alanında ve kendi eğitim birikim, imkan ve müktesebatı (edindiği bilgiler) miktarınca, elinden geldiği kadar İslâm'a ve Müslümanlara faydalı işler yapmaya çalışmalıdır, bu ağır yükün bir kısmını üzerine almalıdır ki, İslâm payidar olsun, gelişsin, yayılsın, güçlensin. Bunun şerefi, sevabı, mükâfatı çok büyüktür. Rabbim cümlenize bu mazhariyeti (şerefi) nasib eylesin!"

(İslam Dergisi, Halil Necatioğlu,. Mart 1998)

img128/4313/sampbfbfef012ae796d7ex9.jpghttp://img104.imageshack.us/img104/9335/allahrazolsunls0.jpg

May 15
BENDEN HAYIRLISI GELSIN

Yatsı ezanına birkaç dakika vardı. Camiye gitmek üzere son hazırlıklarımı yapıyordum. O sırada kapının zili çaldı. Kapıyı açtım. Karşımda uzun zamandır görmediğim bir dostum. Beni ziyarete gelmiş. Selamlaşıp, kucaklaştık. Buyur ettim. Çay eşliğinde uzun bir sohbet için salona geçtik.

Muhabbet gerçekten koyu idi. Nasıl geçtiğini anlayamadığımız üç koca saatin ardından misafirim geç oldu, bana müsad diyerek noktayı koydu ve kalktı. Sokağın başına kadar eşlik etme teklifime, memnun olurum cevabını verdi.

Birlikte çıktık. Sokağın başına vardığımızda Şimdi ayrılık vakti. Ben gidiyorum, ta ki benden hayırlısı gelsin inşallah diyerek elini uzattı. Kucaklaşırken, dostumun ettiği duaya alışkanlıkla amin dedim. Ve arkadaşım sokağın köşesini döndü gitti...

Eve dönerken, arkadaşımın veda sözleri takıldı aklıma. Ben gidiyorum ta ki benden hayırlısı gelsin. Düşündüm, düşündükçe ürperdim. Bu bir dua idi. İlk kez duyduğum yaman bir dua. Gayri ihtiyari birkaç kez tekrarladım. Sıcacık duygularla doldum. Bir şey tarafından kuşatılmıştım. Bütün benliğimi dolduran güzel bir şey.

Ertesi gün ilk işim arkadaşımı telefonla aramak oldu. Nedir, nereden duydun diye sordum. Bu özlü duadan çok etkilendiğimi anlayan dostum,Hz. İsa Aleyhisselam ın, Peygamber Efendimiz in geleceğini müjdelediği duaymış bu dedi. Ne güzel dua imiş! Tuttum bu duayı dedim. Güldü ve o halde hiç bırakma. Ayrıca vesile ol, başkaları da tutsun diye cevap verdi ve bana bir hayır kapısı aralayarak telefonu kapattı.

Ben gidiyorum, ta ki benden hayırlısı gelsin inşallah.

Tutmuştum bu duayı. Bırakmaya da niyetim yoktu.

İşte giden gitmişti. Hayırlı bir insandı giden. Fakat, gelmesi için dua edilen daha hayırlı kimdi ya da neydi? Bir insan? Bir haber? Yoksa yeni bir gün, yeni bir gece mi? Bir insan ise ya da bir haber, beklemeye değer. Gündüz ya da geceyse hayırlı olan, geri bırakmamaya, ihya etmeye değerdi. Tutmuştum bu duayı.

Günler günleri kovaladı, hayırlar hayırları... Dua halen zihnimi meşgul ediyor. Ben de dostumun tavsiyesine uyarak, işitmeyenlere bu duayı duyurmakla vazifeli olduğumu hissediyor, fırsat doğdukça vazifemi ifa ediyordum.

Kim bilir, daha ne kadar böyle duyulmamış sözler, dualar vardır. Ve kim bilir ne kadar yitip giden...

Unutulmuş sözler, dualar gibi yitip gitmemek için, giderken kendisinden daha hayırlısı için dua eden dostlara kulak vermekten başka çare var mı? Ve hayır dileyen bütün sözlere.

Her sabah namaz uykudan hayırlıdır diye seslenen müezzin hayra çağırır. Yanlış bir adımda kalbin derin bir yerinde uç veren sızı hayra çağırır. Hayır her adımdadır. Can kulağını açık tutana.

Ninelerimiz, evin çatısında ötüp duran kargaya,hayrola karga, hayır isen öt, şer isen git derler, karganın ağzından hayrı çağırırlardı. Dedelerimiz, ters giden, sarpa sarmış işlerini hayırlısı olur inşallah der, bir çırpıda aşıverirlerdi.

Şimdi hayra sarılıp hayır dileyenler ne kadar az. Daha hayırlısı onun için mi gelmiyor ne?
ve şimdi ben gidiyorum, ta  ki  

BENDEN HAYIRLISI GELSiN  ...

HAYIRLI CUMALAR...

Apr. 10
İyi yürekli insanlar:)))

Windows Media Player